14 Ekim 2011 Cuma

Biraz  önce dahiliye yoğun bakımda yatan bir hasta için konsültasyona gittim. Hemşire hanımı beklerken hemşire deskinin hemen karşısında yatan genç delikanlıyı gördüm. Öyle melek gibi uyuyor Özgür'müş adı. Şaşırdım.
 -Neden yatıyor bu çoçuk burda?
 -Süisid (İntihar) girişimi intoks (ilaç zehirlenmesi)
Parasetomol almış yüksek dozda.
 Öyle etkileyici ve üzücü ki capcanlı bir beden toy ve öyle huzurlu bir uykuya dalmış görünüyor ki sanki gülümsüyor uykusunda. Bu delikanlının hayatına kastedeceği düşüncesi hiç uyanmıyor insanda. Bilincin altında bir huzur var üstü belli kirlenmiş.
-A be delikanlı sen ne zaman büyüdün de hayatı tanıdın da onu sonlandırma kararı verdin.
Hemşire hanımla konsültasyon için geldiğin hastanın dosyasını incelerken konuşuyoruz. Kız meselesiymiş.
-Ah Ah daha o yürek ne sevgiler yaşayacak ne aşk acıları böyle erken vazgeçmek var mı genç.
Diyorum ki hemşire hanıma 'Doyasıya mutlu olması gerekirken bu genç onun borda olması biz erişkinlerin bir hatasının izdüşümü.
Sonra garip bir çelişki konsülte ettiğim hastanın başındayım burtan genç de görünüyor. Biri 15'inde biri 85'inde. 85'inde 2 hafta önce mide perforasyonu (delinmesi ) nedeniyle ameliyat olmuş: Sonra solunum yetmezliği tedavisi başlanmış bu gün ani bir mide kanaması geçirmiş. Şimdi kalp hızı yüksek kardiyoloji değerlendirmesi isteniyor. Bir hayat mücadelesi sağlık çalışanları ile birlikte verilen hayatta kalma mücadelesi. Öte yanda hayat dolu bir bedenin hayatın çelişkilerine takılışı ve düşüşü. Hata bizin hayatı o genç yaşta destekleyemeşimiz. Bu gencin burda olması biz yaş almışların ortak eksilkliği ve hatasıdır.
Sonra hemşire hanımla empati kurup kendi hayatlarımızdan çoçuklarımızla olan ilişkilerimizden konuşuyoruz. Allah korusun diyoruz.
Biraz fazla şımartılıyor gibi geliyor yeni nesil hemşire hanıma.
Bense tam tersi etkili ilgi veremediğimizi düşünüyorum çoçuklarımıza. Kendimizi tam olarak veremiyoruz onlara. Tek şuçlusu biz değiliz. Yada hiç değiliz. Ama temel suçlu da biziz göremeyişimizden görmezden gelişimizden bizi bizden ayıra bu fazla ve gereksiz yorucu hayatı.
Kaçımızın enerjisi ve isteği kalıyor evde çoçuklarıyla oynamak vakit geçirmek can kulağıyla onları dinlemek için. Onların bizinle vakit geçirmek isteyip başaramayınca bizden yüz değilde güç bulamayınca başlattıkları isyan koparıveriyoruz bağımızı. İnce ince usul usul örülüyor aramızdaki duvar. Zaman çok iyi bir duvar ustasıdır kimi zaman hep birlikte içindesindir duvarın -ne mutlu onlara- kimi zaman ayrı ayrı...
Günün yorgunluğunda bir nefes almak için açıp televizyonu yada bilgisayarı sanal dünyaya yollarken çocuğumuza örülür duvar. Ve biz suçlu değiliz sadece yorulmuşuz da yorulmakla kalmamışız üzülmüşüz kızmışız kırılmışız ve birazda tüketmişiz özümüzü. Bir soluk almak ...
Ama zaman usta olduğu kadar duyarsız ve sinsi kimi zaman acımasız örüyor inceden ve usul usul duvarını. Ve sonra seslenince aslında çarpıp duvara geri geliyor sesimiz geç kaldıysak artık hiç duymuyor ki bize ve kendine körpeliği ile toyluğuyla bir hayat kurmaya çalışıyor hatalarıyla. Şans bazen işler çok zora girmiyor. Ama bazende melek yüzlü bu Özgür gibi alabildiğine tersine gidiyor işler.
Ne olursa olsun seninle oynamak konuşmak vakit geçirmek istiyorsa çoçuğun hala şansın varken hiç reddetme. Hiç bir iş ondan öncelikli ve önemli değil aslında biliyor ve çok unutuyorsun. Ne olacak bir Einstein değiliz ki öyle dünyayı değiştirecek fikirler buluşlar geliştiriyor değiliz ki. (bir parantez açmalıyım ki yeterince sevilmemiş ilgilenilmemiş çoçukların büyüyüp yönettiği bir dünya alıyor Enstein'bir atom bombası yapıyor. Keşke o kadar çalışmasaydı Enstein  bulmasaydı diyor insan. Yoksa o hoşgörüsüz erdemsiz insafsız yönetici tayfı nasıl bulsun atom bombasının formülünü.
Ve son söz genç kalpleri koruyup yaşatacak yere dezorganize hayatta dalgaya ters çırpınıp tüketiyoruz tüm enerjimizi ve zamanımızı. Farkına varan da pek yok hanı dalganın da deniz'in de.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder