22 Şubat 2017 Çarşamba

Kalp krizlerini ne kadarı önlenebilir ?

Bu blogg yıllar önce kurulduğundan beri şunu söylemek istiyor: Kalp krizleri kader değildir.
Bilinçsizce yapılan tercihlerin zamanla ortaya çıkan sonucudur.

Yıllardır koruyucu kardiyoloji ile ilgili çalışmalar yapıyorum. Bir takım projeler üretmeye çalışıyor, bu konuda eğitimler veriyorum. Bildiğim, gördüğüm gözlemlediğim sonuçlar var. İnsanın kalbini koruma çabası gerçekten mütiş sonuçlar elde etmesini sağlıyor.

Peki bilimsel çalışmalar bunun ne kadar  mümkün olacağını söylüyor. Yani koruyucu kardiyoloji kapsamında yapılanlar kalp krizlerini ne kadar önlüyor ?
Cevap çok çarpıcı. Avrupa kardiyoloji derneğinin son koruyucu kardiyoloji kılavuzundaki bilgi.
% 80
Evet kişinin alacağı koruyucu önlemler % 80 olasılıkla kalp krizleri önlenebilir.
Hatta bu kapsamda yapılanlar kanser oranlarını da % 40 azaltabilir diyor aynı kılavuz.
Bu rakamları iyi düşünmek ve yorumlamak gerek.  

Bu rakamı şöyle de yorumlayabiliriz. Kalp krizi geçiren her yüz kişiden sekseni önlenebilir bir kalp krizine maruz kalmış.

Yada şöyle diyelim önleyebilmek daha yüksek olasılıkken insanlar daha düşük olasılığa maruz kalıyor.
Tuhaf bir durum değil mi?
Kalp krizi kader değil. Bu geleceği değiştirmek mümkün.

21 Ocak 2016 Perşembe

Derin ve Sarsıcı bir hüzün Vakitsiz gelen bir kalp krizi #MustafaKoç Oysa #kalpkrizi önlenebilir.

Bir kardiyoloji uzmanı olarak bu blogda mı yoksa bir ekonomist olarak ekonomi bloğunda mı yazmalıyım diye düşündün Mustafa Koç'un vefatı için duyduğum derin üzüntüyü.
Sonra elbette Kalbim Bloggu bunun doğru yeri dedim.
Derin üzüntü çünkü (geçiyorum ülkeye büyük katkıları vs...)  iki kız çocuğu sahibi bir baba erkenden ve vakitsizce vefat ediyor. Ve onca imkan varken. Bir kalp krizi önlenemiyor.
Bu blogda ve kalbimi koruyorum projelerinde hep anlatmaya çalıştığım, hep korunmak gerektiğini söylediğim konunun hazin bir örneğini yaşadık. Genç ve üretken yaşlarda bir insanın kaybı. Çok fazla seveni olan bir ülkenin kaderinde etkin ekonomik faaliyetlerinde tek başına çok önemli bir yer tutmuş bir insanın vaktinden çook erken kaybı. Bu hazin hikayeyi biliyorum. Çok örneğini görüyorum kahramanlar hep böyle ülkeye mal olmuş çok tanınmış insanlar olmuyor. Ama her insan kendi hikayesinin kahramanıdır elbet.
Çok hazin bir hikaye. Genç yaşta kalp krizi ve o krizden vefat eden bir insan ve giden babanın ya da annenin ardından dökülen göz yaşları hele de kız çocukları olunca, o gözden düşen damlalar içimi yakıyor. Çünkü
Ben tüm kalp krizlerinin önlenebileceğini ya da çok geç yaşlara ötelenebileceğini düşünüyorum.
O zaman bu göz yaşları boş yere akıyor ya da vaktinden çook önce akıyor diye üzülüyorum.
Yazılarımda bunun yol ve yöntemlerinden bahsediyorum.
Kimse bana Mustafa Koç'un kalp krizinin önlenebilir ya da ötelenebilir olmadığını söyleyemez. Ama yapılması gereken alınması gereken önlemler vardır ve çoğunluğu kişinin kendi üzerine düşen görevlerdir. Bu görevleri yerine getirmeye çok yıllar önce  başlanmış olmalıydı. Bu gün yaptığımız doğru hareketler 10 yıl sonraki bir krizi önleyici olacaktır. Ya da tersinden söyleyecek olursak, 10 yıl sonraki bir krizi önlemek istiyorsak bu günden bir şeyleri düzeltmeye başlamalıyız.

7 Ocak 2016 Perşembe

SOĞUK ALGINLIĞI VE SOLUNUM YOLU HASTALIKLARINDAN KORUNMANIN YOLLARI

(Elbette ki kalbi korumak tüm vücut sağlığını korumak ile mümkün olacaktır. Bilgimin yettiği kadarıyla soğuk algınlığından korunma yollarını paylaşmak istedim )
 
SOĞUK ALGINLIĞI VE SOLUNUM YOLU HASTALIKLARINDAN KORUNMANIN YOLLARI.

 

 Kış koşullarında solunum yolu hastalıkları sıklığı artıyor daha dikkatli olmakta fayda var. Burada iki temel nokta var. ( bir )Vucudun fazla soğuğa maruz kalması ve (iki ) bağışıklık gücünün görece düşük kalması.

Görece Fazla soğuğa maruz kalma şöyle oluyor. Esintili ve soğuk havalarda vücudumuz çok ısı kaybediyor bu nedenle uygun giyinmek özellikle kat kat giyinmek aradaki hava katmanları sayesinde soğa karşı koruyucu oluyor. Diğer nokta özellikle başımızın bere şapka atkı ile korunması. Burnumuzda daha düşük ısılarda yaşayabilen bir takım virüsler yerleşik olarak bulunur bunlar baş bölgesinin ısı kaybı ile daha hızlı üreme şansı bulurlar. Yapıyarı gereği yaklaşık 33 , 34 derecede daha aktifler. Bu nedenlede burunda yaşarlar. Burun vucudun geneline göre daha düşük ısılıdır. vucut ısısı düşünce bu virüsler için uygun ortam oluşur ve muhtemelen sayıları artıp solunum yolunun daha ilerisine doğru ilerlelerler ve bir takım maddeler salgılayarak diğer mikrorlarında çoğalabileceği ortamlar oluşturup solunum yolunun temel bağışıklık mekanizmalarını zayıflatırlar. Soğuk algınlığı ile artan solunum yolu hastalıklarında bu mekanizmanın önemi burda yatmaktadır. Bu nedenle vücudun ısı kaybına engel olmak gerekir, engel olunamayan bir durum sözkonusu ise soğuğa maruziyet süresini minimuma indirmek gerekir. Örneğin yağmurda ıslandığınız bir an önce kurulanmak gerek. Islaklık vucut isısı ile buharlaşmaya neden olur. Buharlaşma ortamdan çok fazla ısı çeker saçların ıslaklığı kışın hastalıklar için çok önemli bir risk oluturur. Islak saçlar kururken (ki bu ancak ve ancak) buharlaşma ile olur.Siz bunu her zaman gözlerinizle göremeyebilirsiniz. Bu buharlaşma başınızdan çok fazla ısı kaybı oluşturur. Herkesin bildiği bir bilgi vardır. Piknikte karpuz soğusun diye kesilir ve bir süre güneşin altına konur bu esnada buharlaşan karpuz suyu karpuzun soğumasını sağlar.

Özetle saçımızın ıslaklığı ve teriminizin üzerimizte kuruması çok fazla vücut ısısında kayıp oluşturur ısı kaybıda bir takim mikropların üremesi için uygun ortam oluşturur . Bu durumda kış günlerinde bu soğuk algınlığı hastalıklarına yakalanma riskini çok artırır.

Bir önemli ısı kaybı mekanizmasıda hava akımına maruz kalmak. Bu esnada da vücut çok fazla ısı kaybeter. Bu eskilerin dediği cereyanda kalma meselesidir ve özellikle soğuk hava akımı vucut ısısında ciddi kayıplara neden olur eğer bu maruziyet çok uzun sürerse yukarıda bahsettiğim mekanizmalarla soğuk algınlığı başlar. Klimaların hasta etmesindeki temel neden bu sürekli soğuk hava akımı oluturmalarıdır. Hatta kışın sıcak hava üfleseler de oluşturdukları hava akımı hastalık için ortam oluşturucudur.

Sonuç ıslaklık ve hava akımı ile ısı kaybına engel olmak ve zorunlu durumlarda süreyi minimum tutmak çok önemli.

Diğer konu yeterli bağışıklık

Efektif kalp egzersizi damar çeperlerine yapışmış koruyucu kan hücrelerin dolaşımda aktif bir şekilde var olmasını sağlar bu nedenle düzenli spor yapan insanlar soğuk algınlığına karşı daha dirençlidirler. Bu etkiyle Yaklaşık % 33 oranında dolaşımdaki koruyucu kan hücre sayısı artırılabilir. Bu nedenle efektif yani kalp hızının en az 20 dk boyunca maksimal kalp hızlarının % 65 lerinde attığı koşu tempolu yürüyüş gibi sporlarla bağışıklık sistemini güçlendirmek gerek. Bu etkiyi efektif olmayan sporlardan yani kalp hızını istenilen seviyelere getirmeyen sporlardan beklemek gerekir. Tabi spor sonrası terli kalmamak çok önemli o ter üzerimizde soğursa artan bağışıklık hücre sayısı yeterli gelmeyecek soğuğa bağlı mekanizmalarla hastalık süreci başlayacaktır.

Sağlıklı beslenme bağışıklık için çok önemli. Yeterli kalori dengesi çok önemli aşırı kalori kısıtlaması bağışık sistemini zayıflatabilir. Eğer kilo verme sürecinde isek ayda 1 ya da 2 kilodan daha fazla verdiren kalori kısıtlamaları hastalık riskinin arttığı dönemlerde daha da sakıncası olacaktır.

Beslenmede yeterli meyve sebze dolayısıyla yeterli vitamin ve mineralın alınması yine yeterli sıvının alınması çok önemli.

Bir diğer önemli konu virüslere maruziyetin bu dönemlerde artmış olması. Soğuk havalar insanların daha fazla kapalı ortamda birlikte kalmasına neden olmakta. Bu da hastalıkla enfekte kişilerden diğerlerine bulaşın geçmesi riskini artırmakta. Solunum yolu enfeksiyonları damlacık yoluyla olur bu da havadan değil ellerimizden bize bulaşır. Hasta kişinin öksürmesi hapşurması ile solunum yolundan gözle göremediğimiz damlacıklarla çıkan mikroplar çevreye saçılır. Bizde bu damlacıkların bulaştığı bir takım noktalara elle temas ederiz sonra elimizi burnumuza götürüp o mikrobu kendi solunum yolumuza taşırız. Eğer taşıdığımız mikrop miktarı vücudun baş edemeyeceği miktarın üzerinde ise ve o onda vücut hastalığa karşı sovunması düşük ise ( örneğin vücut ısısı düşmüş ya da başışıklık sistemi yeterince güçlü değil ise ) mikroplar vücut içinde çoğalır. Belirli bir sayın üstüne çıkması ile hastalık başlar. Damlacık yolu ile bulaşları önlemek için iki temel yöntem var. (bir ) Hasta olan kişilerin olduğu yerde bulunmamak. Bu konuda zorunlu hallerde yapılacak bir şey yok. Örneğin öğretmen sınıfta hasta bir çocuk var diye ders anlatmamazlık edemez. Bu nedenle öğretmenlik, doktorluk, hemşirelik, askelik vb riskli mesleklerdir. Bu zorunlu işlerin dışında kış aylarında AVM gibi kapalı mekanlara fazla gitmemek, çouklaı yine AVM'lerde ya da restoranlarda bulunan oyun parklarında oynatmamak (bunlar kapalı genelde yeterince havalanmayan, ve hasta çocukla temas ve bulaş riskinin çok yüksek olduğu yerler ) gerekir.

Damlacık yolu ile bulaşan hastalıklardan korunmak için ikinci ve çok önemli yöntem yeterli el hijeni. Elimizi özellikle riskli bölgelerde bulunduğumuzda yeterince yıkamış olmamız hastalığın bulaş yolunu kıracaktır. Bunun için el dezenfektanları da kullanılabilir El dezenfektanları el derisini tahriş etme riski var çok el yıkamanın da böyle bir riski var. Bu durumlarda yeterince yıkamak mantığı faydalı olabilir. Örneğin evde hasta birisi yok iken iki de bir el yıkamanın bir anlamı yok. Evdeki el yıkama miktarı minimuma düşürülebilir. Ancak örneğin bir doktor, bir öğretmen iş çıkışı elini çok iyi yıkamalı bu iyi yıkamayı eve bekletmemeli. İş yerinden çıkmadan hemen önce iyice yıkamalı sonrasında örneğin eve girmeden el dezenfektanı kullanması faydalı olabilir (böylece evdeki kişileri de hastalığın bulaşma riskinden korumuş olacaktır ) . İş sırasında da bir kaç kez el yıkamakta fayda var. Ancak burada el derinizin durumuna göre fayda zarar hesabı yaparak bu sıklığı ayarlamakta gerek. Bu el derisi problemlerini önlemek için düzenli el kremi kullanmak akılcı olacaktır. Ayrıca eldiven kullanmak soğa bağlı deri problerinden koruyucu olacartır.

Özetle damlacık yolu ile bulaştan korunmak için ellerin yıkanması temizliği ve mümkün olduğunca zorunlu haller dışında hasta kişelerin olabileceği kalabalık ortamlarda bulunulmaması gerekir.

Temel hedef öncelikle hastalıktan korunmak olmaktadır. Yukarıdaki bir dizi yöntem hastalıktan korunma konusunda faydalı olacaktır. Başka bir yazı da da hastalık sürecinde iyileşmeyi hızlandırmak ve hastalığın başka kişilere bulaşını önlemek konusunu irdelemeyi düşünüyorum.

Sağlıklı günler dileğiyle .


03/01/2015

15 Eylül 2015 Salı

Spor ve Sakatlık riskini azaltmada ayak hareketleri

Kalp damar sağlığını koruyabilmek için egzersiz yapmanın çok önemli olduğu konusu tartışılmayacak kadar net kanıtları vardır.
Bu egzersizlerin temelinde aerobik egzersizler gelir. Aerobik egzersizler ise temelde yürüme ya da koşu şeklinde yapılır. Yüzme ya da bisiklet sporları da bu aerobik egzersizde iyi alternatiflerdir ve eklemler için darbesiz sporlar olması açısından  daha güvenilir oldukları söylenebilir ancak özel gereksinimler (yüzme için havuz , bisiklet için bisikletin kendisi vb ) nedeniyle her an yapabilmek açısından güçlükleri vardır. Yürüyüş ve koşu çok daha kolay yapılabilirlik şansına sahiptir. Koşu da daha çok olmak üzere bu iki sporda eklemler için her adımda darbe oluştururlar. Bu darbeler kas iskelet sisteminde ve eklemlerde sakatlık riski oluştururlar. Bu sakatlık riskini azaltmak için bir takım önlemler almak gerekmektedir. Aşağıda yazdıklarım kişisel hesaplamalarım ve düşüncelerimdir. İki kez maroton koşmuş ve çok uzun yıllardır koşan birisi olarak ( hem açık havada hem de spor salonunda ) yeterli kişisel deneyime ulaştığım düşüncesindeyim ve ideal koşu ( en az sakatlık riski taşıyan koşu ) için kafa yoran birisiyim.
Bu yazıda temelde bahsetmek istediğim nokta ayak tabanın her bir adımda yere değiş noktaları . Yukardaki resimde 1. nokta taban
2. nokta ayak kubesinin bittiği nokta
3. nokta ise parmak eklemlerinin hareketli kısımlarının başladığı nokta.
3. nokta ilea ayak parmakları her bir adımla bükülür. Bu 3. hareketin çok önemli olduğu düşüncesindeyim. Parmak bükmek hareketi karşı topuğun (1 numaralı nokta ) yere değmesi için geçen süre anlamına geliyor. 3. harekete ayırdığımız süre diğer ayağin topuğunun yere daha da yaklaşması anlamına gelecektir. Bu da bacağın daha az darbe alması demek olacaktır. Topuk ne kadar yukarıdan bırakılırsa o kadar çok darbe alınacaktır. Koşu bantlarındaki koşularımda  buna dikkat ettiğimde koşu bandının çok az titreştiğini gözledim. Bu 3 lü hareketi (ti-ri-li / ti-ri-li ) temposu ile çalışmak mümkün li 3. hareket karşıt ayağın parmaklarının bükülmeye başlamasından diğer ayak topuğunun yere değmesini kadar geçen süre.
spor salonlarında fark ettiğim nokta koşu bandında ben koşarken çok az ses ve titreşim çıkarken diğer kişilerde bu titreşim ve ses belirgin daha fazla. Bu da diğerlerinin eklemlerini daha çok darbe aldırdığı anlamına geliyor. Böylece sakatlık oluşturabilecek darbe miktarı ve şiddeti artmış oluyor.
Koşarken ve yürürken atılan her bir adımda bunu düşünün. ayaklarınızın daha az yerden kalktığı ve daha az yüksekten yere düştüğü bir adım stiline ulaşmak gerekir. Bu konuda sorusu olan yorum kısmına yazabilir. Ayak parmaklarının  bu hareketi yapabimesi mutlaka uygun bir ayakkabı ile mümkün. Bu nedenle koşu ya da yürüyüş ayakkabı alırken buna ( yani ayak parmaklarının bükülme hareketine izin veren ya da bu harekette eklemleri desteleyen ayakkabıları ) dikkat etmek gerekir.

7 Ağustos 2015 Cuma

SAKATLIK KONUSUNDA BİLİNÇLİ VE ÖNLEYİCİ DAVRANMALIYIZ

SAKATLIK

Sporun  yan etkisi nedir diye sorulduğunda  kuşkusuz yanıt net : Sakatlık.
Bu nedenle sakatlık konusunda dikkatli ve duyarlı olmalıyız gerekli önlemleri almalı koruyucu bir bakış  açısı geliştirmeliyiz.

İstikrarlı bir şekilde spor yapma alışkanlığını sekteye uğratan iki temel neden var bir tanesi motivasyon kaybı diğeri de sakatlık. Sakatlık aynı zamanda ciddi  motivasyon kaybettirici bir etken.  Sakatlık konusunda herkes kendini koruyup kollamak zorunda.
Bu nedenle ağır spor değil orta şiddette efektif spor yapmak gerekli.
Bir ağrınız varsa zorlamayın mutlaka spora o an ara verin geçmezse bir uzman görüşü alın. Daha fazla ilerlemeden bir kaç günlük istirahat ile önleyebileceğimiz problemlerin önüne geçmeye çalışalım. Zira eklemlerimiz kaslarımız daha çok uzun yıllar bizim yükümüzü taşıyacak.
Sporu çeşitlendirmekte fayda var. Yürüyüş ve koşu gibi eklemler için darbeli spor niteliği taşıyan egzersizlerin yanına yüzme  bisiklet eliptik bisiklet gibi darbesiz sporlar eklemekte bacak kaslarını güçlendirici egzersizler yapmakta diz eklemlerini zorlayıcı (örn uzun süre çömelmek vb) hareketlerden kaçınmakta fayda var. 
Spor yapmadan önce yapacağımız spordan daha hafif tempoda bir  ısınma bitiminde de bir soğuma dönemlerini egzersizimize eklemeliyiz.
Her zaman yaptığınız spora uygun kaliteli spor ayakkabıları kullanmakta büyük fayda var.

14 Kasım 2014 Cuma

AVRASYA MARATONUNA İKİ GÜN KALA İLK KEZ MARATONA KATILACAK OLANLAR İÇİN ÖNERİLER

İLK KEZ MARATONA KATILACAK OLANLAR İÇİN ÖNERİLER 
Avrasya 2014'e iki gün kaldı.Benim ikinci maratonum olacak ilki Mart 2014 Runtalya idi. 
Runtalya'da yaşadığım sıkıntılar yaptığım doğru ve yanlışlardan derlediğim bir yazı. 
2 Gün kaldığına göre antrenman ile ilgili öneride bulunulamayacak
Maraton öncesi 
1) Uygun ayakkabı seçimi: Rahat hafif olmalı daha önce denemiş olmanızda fayda var.  Mutlaka koşu ayakabısı olmalı.  Örneğin basketbol yada tenis ayakkabısı ile koşmak yanlış olacaktır.
2) Ayak bakımı: özelllikle ayak tırnaklarını uygun bir şekilde kesmek ve törpülemekte fayda var. 42 km yaklaşık 45 adım demek. Eğer tırnaklarınız iyi bakımlı değil ise problem yaşama olasılığınız yüksek. 20. km'lerden sonra parmaklarda hafif ödem başlıyor. Bu hem her adımda ayakların aldığı darbeler hem de uzun süreli ayakta durma ile ilgili. Maraton boyunca yaklaşık 5 saat ayakta kalınacak .  Ödem ve alınan darbe tırnaklarda problem yaşanma olasılığını artırıyor. Bunun için önlem almakta fayda var. 
3) Giydiğiniz kıyafet önemli. 45 adım sonunda şortunuz iyi değilse bacaklarınızda pişik oluşabilir. Mümkünse daha önce denediğiniz ve sorun yaşamadığınız bir şort giyin 
4) Bir gün öncesinden itibaren yediklerinize dikkat edin fazla dolu bir mide-barsak sistemiyle koşmayın. 
5) Bence herhangi bir müzik aleti vb taşımayın. Kendinizi yarışa , bedeninize ruhunuza verin. Bu çok çok nadir yaşanabilecek bir durum. Her anı hissetmeye çalışmakta fayda var.  Ve çevrenizdekilerle iletişim kurun. Özellikle maratonun  orta kısımlarında bu size de konuştuğunuz kişiye de iyi gelecek. 

MAROTON BAŞLANGICINDA
1) Isının: Herkes ısınma hareketi yapıyor olduğu için sizde ortama uyup doğal olarak ısınma hareketi yapacaksınız. Ve bunu ihmal etmemekte fayda var. 
2) Start çizgisine yakın başlamayın bırakın ortan profesyoneller başlasın.  Kısa mesafe koşanlarda önlerde olduğu için bu grup biraz daha hızlı başlayacaktır. 42 km koşacak bir amatör olarak bizim geriden ve yavaş bir tempo ile başlamamız daha makul olacaktır. 
3) Benim ortalama hedef tempom 10 km/saat ilk 5 km'yi biraz daha yavaş koşup sonra 10 km hıza çıkmak ve bu tempo ile devam etmeyi planlıyorum Bunu hesaplamak için kolunuzda bir saat olmasında fayda var. Yol üzerinde alınan mesafeleri gösteren panolar zaten var. Basit matematiksel hesaplarla temponuzu hesaplayabilirsiniz. 
MARATONUN ORTALARI
(Buralar Psikolojik bir savaş ) 
1)  Henüz yorulmadığınız  ağrı sızı hissetmediğiniz 10 - 30 km arası maratonun keyifli mesafeleri. Kısa mesafe koşanlarda ayrıldığı için 21km den sonra geriye sadece maratoncular kalıyor. 
2) Su içmeyi arada enerji takviyesi olabilecek gıdalar ve içecekler almayı unutmayın.  Gerçi bunu size unutturmayacak şekilde sürekli ikram olacak.  Benim planın 10. k'den sonra istasyonlardan içecek almak. ilk 10 km'de yaklaşık bir litre sıvı harcamış olacağım. Bu maratonu 1 kilo daha hafif bir ağırlıkla koşmamı sağlayacak. Bunu daha önce denediğim için uygulayacağım. Bu sadece kişisel ir görüş deneyim. Öneri değildir. 
Kabaca şu hesabı kullanabilirsiniz. Her 5 km'de yarım litre sıvı kaybedilir. Bu 85 kilo civarındaki bir insan için hesapladığım bir değer daha hafifseniz daha az su harcarsınız ama 10 kım'de yarım litrenin altına düşmeyecektir. ) 
3) Başta yazdığım gibi bu mesafelerde çevrenizde iletişime açık birileri varsa konuşmak iyi gelebilir. (Bana çok iyi gelmişti yaklaşık 6 km birlikte koştuk psikolojik bir destek sağlıyor. ) 
MARATONUN SONLARI 
30 Km'yi geçtikten sonra bu iş olacak hissi doğuyor. Bu parkur bitecek demeye başlıyor insan. 30-35 arası dayanıklılık sabır işi. Herhangi bir sakatlık yaşamıyorsanız o an sorun yok.  Bundan sonra daha fazla yorgunluk olmayacak. Mesele gerçekten sabır ve kararlılık meselesi
35. km ve sonrası biz yeni maratoncular için Laktik asit birikiminin iyiden iyiye hissedildiği km'ler artık durmak risk olmaya başlıyor durunca tekrar koşmak güçleşiyor. Tuvalet ihtiyacı için durmak bu km'ler için biraz riskli yeniden koşmaya başlamak biraz güç oluyor. 
35. km'den sonrası bir yandan artık bitişe yaklaşmanın morali ile koşulduğu için 37 -38. km'den sonra rahatlıyor insan. Başaracağı hissi ile yeniden koşmaktan keyif almaya başlıyor. 
40'dan sonrasını Runtalya'da 5 saat altında bitirme hedefim nedeniyle 14 15 km/saat hızlara çıkarak koştum. Demek ki güç kalıyor. Mesele dayanabilme sabrını göstermekte. Bu nedenle orta mesafelerde yaşanılacak güçlükler (bir sakatlık yaşamıyorsanız ) daha çok piskolojik kaynaklı insan neden burda olduğunu sorguluyor o masafelerde. 
Neden burdayımın cevabı ise bitiş çizgisini geçince hissediliyor. Bunu kelimelere dökerek anlatamam ama yaşadığım en güzel ve nadir duygulardan birisi. Bunu o çizgiyi geçmeyi başarınca anlayacaksınız. 
Kolay gelsin hepimize 

Not: AŞAĞIDAKİ BİLGİLE LİNKİ YAZILI OLAN  SİTEDEN ALINMIŞTIR

http://www.istanbulmarathon.org/kosumaraton-bilgileri/maraton-(42,195-km)-genel.aspx
Maraton Fuarı (Expo):Maraton Fuarı 13 - 15 Kasım tarihleri arasında Sinan Erdem Spor Salonu'nda düzenlenecektir. Katılımcıların Göğüs Numarası, Çip, Tişört ve Çantalarını alabilmeleri için Maraton Fuarı'nı mutlaka ziyaret etmeleri gerekmektedir. Maraton Fuarı haricinde başka bir yerde ve zamanda yarış malzemesi dağıtımı yapılmamaktadır.  Maraton Fuarı katılımcılara ücretsizdir.

Dikkat: Bireysel kayıtlarda toplu olarak Yarış Paketi alınamaz. Detaylı bilgi için tıklayınız.

Hatıra Madalyası:Yarışı 5.30 saatlik zaman sınırı içerisinde tamamlayan herkese hatıra madalyası verilir. Bu saatten sonra herhangi bir hak iddia edilemez.Çıkış ve Varış Alanları:Maraton çıkışı, Boğaziçi Köprüsü gişelerine 250 metre mesafededir. Yarış, Sultanahmet'te At Meydanı'nda, Mısır Dikilitaşı'nın önünde sona erer.
Ayrıntılı bilgi için tıklayınız.

Su ve Sünger İstasyonları:
5. Kilometreden itibaren parkur boyunca her 2,5 km'de bir su ve sünger istasyonu vardır.
Ayrıntılı bilgi için tıklayınız.

Start Noktasına Ulaşım:Yarışın yapılacağı 16 Kasım 2014 Pazar sabahı göğüs numarasını gösteren herkes belediye otobüsleri, metrobüsler, deniz otobüsleri ve hızlı tramvaylardan ücretsiz olarak yararlanabilecektir.Maraton koşusuna katılacak olan sporcular, 07.00 ile 07.30 arasında Taksim (Atatürk Kültür Merkezi önü) ve  Sultanahmet'ten (Ayasofya Müzesi yanı) hareket edecek olan Belediye Otobüsleri ile çıkış alanına gidebileceklerdir. Çıkış alanına kendi imkanları ile gelmek isteyenler, Boğaziçi Köprüsü'nün Beylerbeyi ayağından yukarı çıkarak otobüs durağının önündeki çıkış noktasına ulaşabilirler.Kişisel Eşyalar:Maraton koşucuları eşyalarını Maraton start noktasının 50 mt ilerinde hazır bekleyecek olan Maraton eşya otobüslerine bırakabilirler. Eşya otobüslerinin hareket saati 08.30'dur.  08.30'dan sonra otobüslere eşya kabul edilmeyecektir. Bu saate kadar eşyalarını araçlara bırakmayan sporcuların çantalarından Organizasyon Komitesi sorumlu değildir. Maraton eşya otobüsleri sporcular finish noktasına ulaşmadan Sultanahmet'te hazır bulunacaklardır.  Katılımcıların para, saat ve diğer değerli eşyalarını yanlarında getirmemeleri önerilir. Kayıp olan değerli eşyalardan Organizasyon Komitesi sorumlu değildir. Organizasyon Komitesi, tüm katılımcıları, kayıt formunda yer alan beyanı okumuş ve kabul etmiş sayar.

Kupalar ve Ödüller:Genel Sıralamada dereceye girenlere kupaları yarış sonrasında (finish noktasında) düzenlenecek ödül töreninde verilecektir.

Dikkat: Kupalar ve para ödülleri için son tarih 30 Kasım 2014'tür. Bu tarihten sonra alınmayan ödüllerden Organizasyon Komitesi sorumlu değildir.
Para ödülleri ile ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayınız.

İlk Yardım:Parkur boyunca 30 ambulans görev yapacak olup varış alanında çadır hastane kurulacaktır.Sağlıkla İlgili Öneriler:Yarış öncesi mutlaka muayene olunuz. Solunum yolları ve kalp hastalıkları olanlar yarışa katılmamalıdırlar. Yarışa uykunuzu almış olarak ve dinlenmiş bir şekilde katılmalısınız. Yarış sabahı kahvaltınızı erken yaparak, alkollü ve asitli içeceklerden kaçınınız. Spor ayakkabınızı mutlaka çorapla giyiniz. Ayak parmaklarınıza süreceğiniz krem, yarış sonrasında oluşabilecek yaraları önleyecektir. Yarış esnasında oluşan bir sağlık problemi için yarışı terk ederek, sağlık görevlilerinden yardım isteyiniz.Organizasyona İlişkin Sınırlamalar:İstanbul Maratonu bir koşu organizasyonu olup, bisiklet, motosiklet, paten ya da herhangi bir başka tekerlekli ya da tekerleksiz araçla katılıma izin verilmez. İstanbul Maratonu'nun organizatörü İstanbul Büyükşehir Belediyesi, bu tür araçlarla yapılan sporlar için farklı yarışmalar ve etkinlikler düzenlemektedir. Katılımcıların, organizasyona uygun spor giysilerle gelmeleri gerekmektedir.İstanbul Maratonu'nun her hangi bir kategorisine kayıt yaptırmış bütün koşucuların, sponsor firmaların eşantiyon olarak dağıttığı tişört, balon, bayrak vs... gibi görseller dışında herhangi bir markayı, derneği, örgütü, oluşumu temsil edecek tarzda görselleri, koşu alanına sokması, teşhir etmesi kesinlikle yasaktır. Bu tür davranışları tespit edilen şahıslar ve kurumlar hakkında yasal işlem başlatılır.

26 Haziran 2014 Perşembe

ZAMANLA YARIŞMAK DEĞİL EŞ SALINMAK. KISITLI SÜREYİ İYİ KULLANMAK ÜZERİNE

Bu gün kendi rekorum 5000 metre 22 dk 46 sn sonrası yazdığım yazı
Bu son zamanlarda zorlandığım nadir anlardandı. Bu aynı zamanda bir antreman şekli. İnsanın laktat eşiğini geliştirmesini sağlayan bir antreman. Zorlandığı aşamalarda bir süre spora devam edip vücudun var olan laktat eşiğini artırmaya çalışılan bir antreman . Modern insanın kendine ayırdığı kısıtlı bir vakit dilimi var. Bu vakit diliminde efektif bir şekilde değerlendirmeli. Erkekler için yada 175 ve üzeri boyda kişiler için 30 dk'da 5 km koşu yada 30 dk'da 15 km bisiklet (yüzme için şimdilik örneklendirebileceğim bir tecrübem yok ) kadınlar için 30dk'da 4,5 km koşu bisiklet yine 30 dk'da 15 km gibi bir tempoda spora olaşmak bir hedef olmalı. Bu hedefe ulaşmak bir yıl vadeli bir hedef olmasında fayda var. Acele etmek bir sakatlıkla ve spordan uzun süre uzak kalmakla sonuçlanıyor çoğu kez (bu tecrübe ile sabit). Acele etmeden istikrarlı bir spor programı sonunda insanı belirli bir tempoya çıkarıyor. Burada günlük yapılan orta ağırlıklı egzersinizin (minimum effektif sporun ) haftada bir iki gün hafif üzerine çıkılması -süre yada tempo olarak - insanı geliştirici etkisi olacaktır. Kişisel olarak her zaman istikrarlı olmamakla birlikte yaptığım şey buydu. Sonuçta biz profosyenel sporcu değil sportif kişileriz. Hedeflerimiz makul hedefler olmaklı (örneğin 5000 metre dünya rekoru 12,58 (benim ki 22,46 ) 10dk daha geç nerdeyse benim iki katım bir hızda koşulmuş) Faydalı spor genel olarak yapılan çalışmalarda orta yoğunlukta spor olarak saptanmış. Özellikle profosyenel sporcularda sürekli yoğun tempo çalışmanın vücut için bir noktadan sonra zaralı etki oluşturuyor olabilir. Kişisel kanatim profosyonel sporun hem anterman hedefleri hemde yarışmalar neticesinde insanı strese maruz bıraktığı ve bu sterse maruziyetin önemli zararları olacağı şeklindedir. Bu nedenle biz orta yoğunlukta ve bize stres değil dinlenme aracılığı olacak bir tempoda spor yapmalı ve bu tempoyu belirli bir seviyeye uzun vadede çıkarmayı hedeflemeliyiz. Uzun vadede ulaşacağımız bu tempo zamanı iyi kullanmamızı sağlayacak ve daha kısa sürede efektif bir spor yapmamızı sağlayacak. Ve bu kısalan zaman dilimi sayesinde kişisel ya da çevresel engel olucu faktörlere karşı daha dirençli olacağız. Çünkü bir 20 dk 4 km koştuğumuzu düşündüğümüzde bir 20 dk koşup geleyim düşüncesi insanı her zaman buna vakit bulabileceği fikri ile spora yakın tutacaktır. Bizim basamak sistemimizde 20 dk seçilmesi bu mantıkla olmuştur. Çalışmalarda faydalılık alt sınırı minimum 20 dk'dır. Ve Kalbimi Koruyorum'daki gözlemlerim 20 dk bir çok kişi de spor yapabilirlik fikrini canlandırmıştır. Zamanı efektif kullanmak Kalbimi Koruyorum felsefesinin önemli bir noktası olacaktır. Zamanla yarışmak değil zamanla eş salınmak. Zamanla senkronize olmak uyum sağlamak. Zamanın ve anın gücünü kullanmak üzerinde düşünmemiz ve sonuç almamız gereken bir nokta.